Batanya’nın sisli ormanlarının, rüzgârla dans eden çamlarının ve göl kıyılarına vuran soğuk sularının arasında, Ardha fen Leduin adında bir adamın hikâyesi yankılanır. Onun hikâyesi, yoksullukla değil; hırs, kanaat ve özgürlükle yoğrulmuş bir destandır.
Ardha, Leduin soyundan gelen eski bir Batanyalı ailenin oğluydu. Ne büyük bir hanedana ne de zengin topraklara sahipti, fakat genç yaşta kılıcıyla kaderini kendi elleriyle biçmeye kararlıydı. Gençliğini Batanya’nın kuzey ormanlarında, yol kesen eşkıyaları ve acımasız yağmacıları avlayarak geçirdi. Her zaferinden sonra eline geçen ganimetleri satar, esir aldığı haydutları kölelere dönüştürür, kazandığı her dinarla kendi özgürlüğünü biraz daha sağlamlaştırırdı.
Yıllarca hiçbir krallığa boyun eğmedi. Ne Vlandiyalıların zırhlı düzenine, ne Sturgialıların buzdan disiplinine, ne de Batanya krallarının değişken siyasetine… Ardha, yalnızca kendi kılıcına güvendi. Onu tanıyanlar, “ormanların kurt yüzlü savaşçısı” derdi. Çünkü o, ne bir lordun uşağıydı, ne de bir kralın piyonu.
Fakat kader, savaş meydanlarında bile kendi planını işler. Kış’ın 15. günü, 1084 yılında, fen Uvain klanının şefi Melidir’in kızı Wythuin ile evlendi Ardha. Bu evlilik, sadece iki klanın değil, aynı zamanda iki kaderin birleşmesiydi. Wythuin’in sıcak yüreği, Ardha’nın sert doğasına huzur getirdi. Zamanla dört çocukları oldu: Nia, Rhylan, Addien ve küçük Una. Aileleri, Flitolg Kalesi’nin taş duvarları ardında büyüyen bir umut gibiydi. Ve İlkbahar’ın 3. günü, 1088 yılına gelindiğinde, Wythuin’in bir kez daha hamile olduğu müjdesi yayıldı.
Ardha’nın adı o günlerde artık sadece ormanlarda değil, krallığın meclislerinde de anılıyordu. Batanya Kralı Caladog’un hizmetine girerek resmen bir lord unvanı aldı. Fakat bu bağlılık uzun sürmedi. Ardha’nın kendi kılıcıyla fethettiği kalelerin, kral tarafından başkalarına verilmesi onun gururunu paramparça etti. Adaletin yerini siyasetin aldığı o meclis günlerinden birinde, Ardha ayağa kalktı ve yüksek sesle şunları söyledi:
“Benim kanımla alınan kaleler, başka soyluların oyuncağı olamaz! Benim sadakatim, kılıcımın hakkınadır; tahtın değil!”
Bu sözlerle, Batanya Krallığı’ndan tüm tımarlarını geri alarak ayrıldı. O günden sonra fen Leduin klanı, Kalradya topraklarında kendi yolunu çizmeye başladı.
Şimdi Ardha, dört kalesinin —Pendraic, Caleus, Nevyansk ve Flintolg— üzerinde dalgalanan yeşil üzerine altın domuz sancağıyla “Şef Ardha fen Leduin” olarak anılıyor. Onun hükmü, bir krallığın değil; özgürlüğün ve onurun hükmüdür.
Batanya ormanlarında yankılanan o eski savaş narası yeniden duyulur:
“Özgür doğan, özgür yaşar!”
Ve böylece, Şef Ardha’nın hikâyesi başlar…
