Brannoc Morcar: Flintolg’un Küllerinden Bir Hanedanın Doğuşuna
Flintolg'un Küllerinden
İntikam peşinde çıktığım yolun beni bir eşe, dört çocuğa, savaş meydanlarına ve sonunda kendi kalemin temellerine götüreceğini o gün bilmiyordum.
Ben bir lordun oğlu olarak doğmadım.
Doğduğum gün beni bekleyen bir kale yoktu. Babamın bana bırakacağı geniş topraklar, altın dolu sandıklar ya da Morcar adını bilen soylular da yoktu. Ben Flintolg'da, Battania'nın sık ormanlarının arasında doğdum. Kereste kokusunun evlerin içine kadar sindiği, insanların geçimini topraktan ve ormandan sağladığı küçük bir köydü.
Babam Brenoc bir oduncuydu. Aynı zamanda iyi bir avcıydı. Bana bildiğim şeylerin çoğunu o öğretti. Elime verdiği ilk şey bir kılıç değil, baltaydı. Önce ağaç kesmeyi öğrendim. Sonra ateş yakmayı, hayvanların izlerini okumayı ve ormanda kaybolmadan günlerce dolaşmayı.
Yay daha sonra geldi. On üç yaşımdayken ilk geyiğimi vurdum. O gün kendimi yetişkin bir adam sanmıştım. Şimdi geriye baktığımda ne kadar çocuk olduğumu görüyorum.
Flintolg'un Yandığı Gün
Yirmi üç yaşımdaydım. Babamla birkaç gündür avdaydık ve eve dönüyorduk. Ağaçların üzerinden yükselen siyah dumanı ilk gördüğüm anı hâlâ hatırlıyorum.
Babam hiçbir şey söylemedi. Söylemesine gerek de yoktu.
Koşmaya başladım.
Köye yaklaştıkça yanmış kerestenin kokusu ağırlaştı. Flintolg yağmalanmıştı. Evler yakılmış, hayvanlarımız götürülmüş, karşı koymaya çalışan insanlar öldürülmüştü.
Annem yaralıydı ama hayattaydı. Küçük kardeşim de kurtulmuştu. Diğer kardeşimi ise o gün kendi ellerimle toprağa verdim.
Babam gitmemi istemedi. Haklıydı da. Kimin peşinden gideceğimi bilmiyordum. Kaç kişi olduklarını, nereye gittiklerini, hatta onları bir daha bulup bulamayacağımı bile bilmiyordum.
“Burada kalırsam kardeşimin mezarına her baktığımda kendimden utanacağım.”
Babamın eski yayını sırtıma aldım. Baltamı kuşandım. Birkaç günlük erzakla Flintolg'dan ayrıldım.
O gün ordum yoktu. Toprağım yoktu. Bir unvanım yoktu. Calradia'da Morcar adının hiçbir ağırlığı yoktu.
Doğrusu bunların hiçbirini istediğimi de sanmıyordum. Tek düşündüğüm kardeşimin hesabını sormaktı.
Yollarda Öğrendiklerim
Calradia bana ilk dersini fazla gecikmeden verdi: Öfke insanı yola çıkarabilir ama karnını doyurmaz.
Bir adamın peşine düşmek için yiyecek gerekir. At gerekir. Silah gerekir. Daha önemlisi, yanında savaşacak adamlar gerekir. Bunların hepsi de para ister.
Bu yüzden haydut avladım. Köylülerin işlerini yaptım. Turnuvalarda dövüştüm. Kazandığım silahları ve savaş ganimetlerini sattım. Bir süre sonra yanımda başka adamlar yürümeye başladı. Çoğu benim gibi Battanialıydı.
Başlangıçta para için benimle savaşıyorlardı. Fakat zaman geçtikçe bunun değiştiğini fark ettim. Bazıları artık yalnızca benim için değil, Morcar adı için savaşıyordu.
Onlara uzun uzun kurallar anlatmadım. Sadece nasıl bir adamın arkasından yürüdüklerini bilmelerini istedim.
Adamlar zamanla bunlara kendi aralarında “Morcar Kanunu” demeye başladılar. Ben hiçbir zaman kanun yazdığımı düşünmedim. Flintolg'un nasıl yandığını görmüş bir adam olarak sadece başka insanlara aynı şeyi yapmayı reddettim.
Battania İçin Savaşmak
Küçük çatışmalar zamanla büyük savaşlara dönüştü. Bir noktadan sonra savaş bizim işimiz olmuştu. Adamlarımı beslemem, atları doyurmam, kırılan silahları ve zırhları yenilemem gerekiyordu.
Sonunda Battania adına paralı askerlik yapmaya başladım.
Bundan hiçbir zaman utanç duymadım. Eğer başka bir adamın savaşında kan dökeceksem, kendi halkımın yanında dökmeyi tercih ederim.
Caladog'un yönetiminde Battania çok toprak kazandı. Bunu inkâr edecek değilim. Yeni kaleler alındı, şehirler ele geçirildi ve Battania'nın sınırları genişledi. Ben de o savaşların bazılarında bulundum.
Fakat yıllar boyunca savaş meydanlarında dolaşınca bir şeyi anlamaya başladım.
Toprak kazanmak ile lider olmak aynı şey değildir.
Caladog için değil.
Caladog benim düşmanım değil. Bugün onun adamlarıyla aynı safta savaşıyor, aynı düşmanlara karşı kılıç çekiyorum. Ama ona bağlılık yemini etmiş bir lord da değilim. Ben hâlâ bir paralı askerim.
Battania'nın geleceğinde ne olacağını bilmiyorum. Bildiğim tek şey, bir krallığın yalnızca daha fazla kaleye ve daha geniş sınırlara ihtiyacı olmadığı. İnsanların arkasından kendi isteğiyle yürüyeceği bir lidere de ihtiyacı var.
O kişinin kim olduğunu bilmiyorum.
Belki henüz karşılaşmadım.
Belki çoktan tanıyorum.
Svana
Sonra Svana'yla tanıştım.
Sturgialıydı. Gençliğimde bir gün kuzeyli bir kadınla evleneceğimi söyleseler muhtemelen gülerdim.
Ama Svana diğerlerinden farklıydı. Onun benden korunmaya ihtiyacı yoktu. Sanırım en çok da bunu sevdim.
Cesurdu. Güçlüydü. Kendi kararlarını verebiliyordu. Gerektiğinde savaşabilecek, gerektiğinde ise ben uzaktayken bir haneyi ayakta tutabilecek bir kadındı.
Evlendik.
Ardından çocuklarımız dünyaya geldi.
Fiyn, Mestione, Grueld ve Fandeal.
Flintolg'dan ayrılan genç adamın kaybedecek pek bir şeyi yoktu. Benim artık vardı.
Svana vardı. Çocuklarım vardı. Yanımda yıllardır savaşan adamlar vardı. Bir zamanlar kimsenin bilmediği Morcar adı artık benden sonra yaşayacak insanlara aitti.
Sanırım tam da o yıllarda intikamın artık hayatımdaki en önemli şey olmadığını fark ettim.
Kendi Toprağımız
Calradia boyunca çok kale gördüm. Bazılarının surlarının altında savaştım, bazılarının salonlarında yemek yedim. Bazılarının sahiplerini savaş meydanında esir aldım.
Fakat hiçbirine baktığımda “Burası benim olmalı.” diye düşünmedim.
Bir kralın sana verdiği toprak, başka bir kral tarafından senden alınabilir. Ben çocuklarıma ödünç alınmış bir yuva bırakmak istemiyorum.
“Flintolg'da bizi koruyacak bir lord bekledik. Bir daha ailemi koruması için başka bir adamın gelmesini beklemeyeceğim.”
Bu yüzden kendi toprağımı aramaya başladım.
Kimsenin bana savaş karşılığında vermediği, bir kralın lütfuyla sahip olmadığım bir yer.
Morcarların kendi elleriyle kuracağı bir yuva.
İlk Taş
Sonunda o yeri bulduk.
İlk gün orada uzun süre tek başıma durduğumu hatırlıyorum. Önümde surlar yoktu. Kuleler yoktu. Büyük salonlar yoktu. Sadece toprak, ağaçlar ve yapılması gereken çok fazla iş vardı.
Ama ben başka bir şey görüyordum.
Svana'nın ve çocuklarımın ev diyebileceği bir yer görüyordum.
Adamlarımız ağaçları temizledi. Keresteler taşındı. Temeller kazıldı.
Sonra ilk taş yerine konuldu.
O an kardeşimi düşündüm. Annemi düşündüm. Babamı ve bana verdiği eski yayı düşündüm. Flintolg'u düşündüm.
Yıllar önce köyden ayrılırken sırtımda yalnızca o yay vardı. Şimdi önümde Morcarların ilk duvarları yükselmeye başlıyordu.
Bu Toprağı Bana Bir Kral Vermedi
Hâlâ Battania için savaşıyorum. Caladog hâlâ kral. Ben ise hâlâ ona bağlılık yemini etmemiş bir paralı askerim.
Battania'nın geleceğinde ne olacağını bilmiyorum. Morcar adının yıllar sonra ne ifade edeceğini de bilmiyorum.
Ama bugün ilk duvarımız yükseliyor.
Ve bir daha ufukta Flintolg'daki gibi duman görürsem, ailemi koruması için başka bir lordun gelmesini beklemeyeceğim.
Çünkü bu kez surların üzerinde benim adamlarım olacak.
Bu yazı hakkında konuşmak ister misiniz? The Anarchs forumuna uğrayın.